19.09.2010

tamam. gitmeden önce bişey yazıyım istedim.

salonda kanepede yatıcaktım bu akşam. anneannem bizde kaldı diye. annem beraber yatalım diye tutturdu. babam da diğer kanepede yatıcam diye. ailecek salonda uyuyoruz bu akşam. son saatlerini benimle geçirmek istiyorlar. sinem de mesajlarda duygusala bağladı. sevmiyorum bu durumu.

burda geride bırakmak istediğim çok şey var. bütün bir yaz olmasa da, büyük bir bölümünü unutmak iyi gelebilir.

yarın otogara bakış açımızı değiştirme günü. ve bir de paranoyadan kurtulma.

17.09.2010

last goodbye

bu gece de bi rüya gördüm.
dün gecekinin aksine bilinçaltının istenmeyen yansımalarıydı bu sefer. bütün gece yaşadığım stres ve konu üzerine konuşmalarımız yüzünden oldu.

neden bilmiyorum, evine gittim.
kapı açıktı, içeriye girip odasına çıktım.
bilgisayar masasının altında, eskiden duvarında asılı olan hediyemi buldum.
çerçeveleri çıkmış, sadece camı duruyor.
camın içinden çıkardım, çantama koymaya yeltendim, "burda olmadığını farkettiğinde belki bişeyler kafasına dank eder" diye düşündüm.
sonra da "hala bişeyler umut ettiğimi düşünür" diye tepkisizliği seçtim, hediyeyi bulduğum yere koydum.
gitmeye karar verdim, aslında beklemeye karar vermiş de olabilirdim emin değilim şu an.
tam kapıdan çıkarken camdan arabalarının geldiğini gördüm.
kapıda yakalanırsam içeriye girişimi nasıl açıklayacağımı düşündüm.
zamanında anahtarı onun verdiğini söylerdim annelerine.
annesi beni görünce şaşırdı. "nasılsın burcucum?" dedi.
babası çok memnun gözüktü. "güzelim napıyorsun burda?" dedi gülümseyerek.
"ıı..şey.. ben onu görmeye gelmiştim" dedim.
baktım kapıdan içeri girdi. eve nasıl girdiğime dair ürettiğim yalan suya düştü.
neyseki annesi sormadı.onun yerine "sen iyi görünmüyorsun gel biraz dinlen bizde" dedi.
"yok ben gidiyim, sağolun, iyi geceler" dedim.
sanki hiçbişey olmamış gibi neşeli bi ses tonuyla "iyi geceleer" dedi.
kapıdan çıkınca hediyeyi almadığıma pişman oldum.

bütün bunlar "benim yerime de uyu, hatta bütün gün uyu" tekliflerini kabul ettiğim için oldu.
rüya gördüm dün gece.
hiç bi zaman sevgilim olmamış bi insanı öptüm.
"doğru mu yapıyoruz?" dedi.
"doğru değilse bile birbirimizi özlemenin ne manası var?" dedim.

13.09.2010


dünyanın en şebek çifti olma ihtimaliniz epey yüksek.

12.09.2010

still you don't regret a single day

aşk sarhoşuyum resmen şu an. havalarda, bulutların üzerinde ordan oraya uçuyorum.

so i sing a song of love julia..

hayatımdaki eksiklik buymuş meğersem. nasıl da daha önce akıl edemedim. hem yeni bişey de değil. yıllardır varolan, ama bi şekilde unuttuğum, aklıma getirmediğim.

wednesday morning at five o'clock as the day begins..

aslında bi süre uzak durmayı ben istemiştim. ama bu öylesine kendiliğinden olmuş ki, bilerek yapsaydım onu tekrar bulduğumda bu kadar heyecanlanamazdım.

take a sad song, and make it better..

paul diyorum ya, john diyorum. tağam tağam beatles diyorum. nasıl da kendiliğimden üç ay dinlememişim. onu çok yıpratmaktan korktuğum için zaten az az dinliyordum. ama üç ay. ilişkmiz için çok iyi bi uzaklaşma oldu. şimdi aramızdaki şey daha kuvvettli.

ağzını yediğim negzel söylüyor;

If I fell in love with you
Would you promise to be true
And help me understand
'cause I've been in love before
And I found that love was more
Than just holding hands

If I give my heart to you
I must be sure
From the very start
That you would love me more than her

If I trust in you, oh please
Don't run and hide
If I love you too, oh please
Don't hurt my pride like her
'cause I couldn't stand the pain
And I would be sad if our new love was in vain

So I hope you see that I
Would love to love you
And that she will cry
When she learns we are two
cause I couldn't stand the pain
and I would be sad if our new love was in vain

so I hope you see that I
would love to love you
and that she will cry when she learns we are two.

If I fell in love with you


kesmeye kıyamadım hepsini yazdım. oh çok mutluyum.

ama hala yoko ono'yu sevmiyorum. bakıyım. cidden hoşlaşmıyorum.

bu arada beatles gerçekten beni "a single day", "from the very start" gibi kalıplarla güldüren tek gruptur. türkiş ingilişçesi gibi. çocuk ingilişçesi.

very start nedir yareppim?

10.09.2010

ya edward. hayat böyle işte. nağparsın.

Hep söylerdim

Hayatım bir yere doğru hızla akıyor ve ben bunu durduramıyorum. Günün bu saatlerinde kendime karşı yükselen bi öfkeyle yatağımda doğruluyorum ve kendi kendimi tedavi etmeye çalışıyorum. O hastalıklı halimin aforizmalarını bi doktor edasıyla yüzüme vurup çözümler üretmeye kalkıyorum. Hastayı ve doktoru aynı bedende, farklı mimiklerle oynuyorum.

Günün/gecenin bu saatlerinde henüz dalamadığım uykumdan insanların birbirini dikizlemekten aldığı zevkten iğrenerek uyanıyorum. Onca feysbuk canavarının zamanı geldiğinde into the wild ve türevi filmlerle gaza gelişlerini, yine feysbuk statülerinde ya da tivitlerinde halka beyan etmelerindeki ironiyi düşünüyorum. Sonra da diyorim ki; kendi ironilerinden nefret ettiğinin farkındasın. Bunları buraya yazmanı, bunları buraya yazarak eleştiriyorsun. Hadi tamam düzenli bi deftere yazılar yazmayı beceremiyorsun, burası senin için bir kolaylık. En azından "kızlarla disko disko!!" yazmadığın ama girip de ne olup bittiğine baktığın bi tivitır hesabın var. Buna ne diyceksiniz küçük hanım?

Çağa ayak uydurmak, insanlara karşı yüksek bi potansiyele sahip yabaniliğimi bi kenara bırakmak, arkadaşlarımla iletişimde olmak falan. Bünye kanmıyor artık tüm bunlara. Doğru olabilirler ama bünye nefret etmeye, yadırgamaya, reddetmeye aç. İstekli.

Ayrıca insanlara katlanabilmenin, aralarında boğulmamanın yolu da bu değil. Çocuklardan da nefret ediyorum yalan mı? Şu çalması gerektiği halde şafılda çıkmayan şarkıya da en güzel küfürlerimden bir buket yolluyorum. Ağzına sıçıyım uykusuzluk.

8.09.2010

hayatta hala bana oha dedirtecek şeyler olabiliyormuş.. böyle en aklına gelmiycek kişi en aklına gelmiycek şeyi yapabiliyorumuş. en yakının bile. en en en en. en çok en kullanan insan oldum he.

olayın o kadar şokunda kalmışım ki gece rüyalarıma girdi. devamını, korkunç sonunu gördüm. töbe töbe.

annem beni bazen çok korkutuyor. temizlik yapmayı pek beceremeyen ben, annemin ısrarları sonucu halıyı silmeye ikna oldum. tam böyle kendimi kaptırmışım haldır haldır şeyediyorum, annem başıma gelmiş; "sen silmeye devam et külkedisi, biz baloya gidiyoruz" dedi ve kocaman bi kahkaha savurup gitti. kendime gelemedim. öylece kalakaldım arkasından. zamandır mekandır yok oldu yeminle.

bu sabah da gelmiş her zamanki gibi dalga geçerek beni uyandırıyor. "hadi uyan seni bayramlık almaya götürücem" diye. he dedim. he çok güzel oldu anne. kalktık alışverişe gittik. tam dört saat tek bir şey beğendiremedi bana. öyle kızmış ki en sonunda "18 yaşına geldin utanmıyosun hala çocuk gibi giyinmeye!" diye çemkirip elimdeki tişörtü aldı fırlattı. yine kendime gelemedim. sonumuz mutlu mesut oldu ama. çok şükür.

trenler hep kırmızı olur. bazıları mavi olduğunu iddia etse de.

6.09.2010

-sing with me,
 sing with me just for a day!


How can't I ?

5.09.2010

ben ne diyim ki sana? ne diyim? böyle bile güzelsin. he? ne diyim? söyle bana. bok.

bazen eski sözcüklere bakmaz mısın?

ben bu akşam çok önemli bişeye karar verdim. oha gerçekten çok önemli he. ama burda söyleyemem.

sorunumun yüzleşememek olduğunu biliyorum artık. kabullenememek değil ama. yüzleşsem kabullenicem de. yüzleşmeye yanaşmıyordum pek şu zamana kadar. bu akşam bi konuda karar verdim. ve eğer onunla yüzleşirsem hayatımın büyük ihtimal yüzde altmışı falan rahatlıycakmış gibi geliyor bana. nasıl rahatlamasın lan? yıllar oldu yaşlanıcam hala kaçıyorum aynı sorundan. bu akşama kadar da hala kaçmayı düşünüyordum. bu akşam sedanağ ile konuşurken bi anda karar verdim. okuyunca ne olduğunu anlıycaksın sen sedağnağ. aghsdhsgdhskfj.

yüzleşirsem eğer diğer bilog hesabımın şifresini her girdiğimde utanmıycam. ya da bilgisayarımın şifresini her seferinde niye değiştirmiyorum diye düşünmiycem. renklerle bile barışıcam. saçlarımla, aypodumdaki şarkıların dörtte üçüyle, cemal süreyya'yla, not defterimle, uykularım ve kabuslarımla mutlu mesud yaşayabilicem. şimdiden rahatladım. oh mis.

3.09.2010

Olamaz mı? Olabilir.

Allağm rüyamda gossip girl çetesiyle parti yapıyordum. Corcinya gelip kocaman göbeğini gösteriyordu. Henüz doğurmamış. Sonra jenny gelip bu gece onlarda kalmamızı rahat rahat içmemizi söylerken Dan iki tane tekila doldurup "hadi shot!" diye kolumdan sarsıyordu beni. Limonu yemege çalışırken Nate kolumdan tutup çok önemli bişey konuşmamız gerek diyordu. Sonra da kalkıp bana eski sevgilim hakkında garip garip şeyler anlatîyordu. Tam annemi ikna etmek icin "anne valla bak lilly ile rufus evdeymiş bu akşam yemin ederim" diyodum ki telefonum çaldı. Baktım ali. Küçük sırlardaki ali megersem okul arkadaşımmış. Tam "allah allah Ali beni niye arasın ki?" diyip telefonu açıyorum karşıma başka biri çıkıyor. "Sizce güvenlik kameraları hangi amaçla kullanılmalı?" diye soruyor ve bi sürü seçenek sayıyor. "Davranışları gözlemlemek için" diyip izin için anneme dönüyorum yine. İşte o sırada annem öpüp "hadi kuşum yemeek" diyip sahura kaldırıyor beni. Kusur bakma bebek ramazan is over benim için.

Ya ölürsem lan ben bu gece. Töbe ya. Bilinçaltımdan tırstım. Görse freud da tırsıcak. Bebeğim ya. Yerim.

2.09.2010

Sunrise

Ben hayatımdaki insanlara hep şans verdim. Deneyebilsinler diye, hatalarını düzeltmek için çabalasınlar diye, pişmanlıklarını unutabilsinler diye. Hatta ikinci şanslarını bile verdim. Ama farkettim ki, ikinci şansı değerlendirebilen kimse zaten ona ihtiyaç duymuyor.

"Ara rengin peşindeyiz çünkü biz;
Rengin değil, ara rengin sadece.
Ancak öyle sarmaş dolaş ederiz
Kavalı boruyla, rüyayı düşle."

dedi Verlaine dün gece bana. Ara rengin peşinden sürüklenişlerim geldi aklıma. Onu bulma çabalarım falan. Tam boşvermişken inadınaymış gibi yüzüme yüzüme üfledi şiiri. O zamanlar sadece aradığımın adını bilmiyormuşum. Adlandıramıyormuşum. "ara renk"miş o da. Artık bi önemi yok.

Ben yalansız yaşayamaz bi hale geldim.

1.09.2010

çilenk

bu akşam canım istemiyor. ama yarın sana öküz gibi de bişeyler anlatıcam. çok mutluyum. böyle. mucak.