chuck vuruldu sağdenur. artık içinde tutmadan rahat rahat benimle konuşabilirsin. allah o zaman gaspçıların belasını versin.
ben mesela şey istiyorum. hiç bir dakikasında sıkılmayacağımı bildiğim bi film. yan karakterler bile sıkamasın canımı, bayamasın içimi. bi tane de aynısından kitap. böyle her cümlesi her kelimesi bana iyi gelsin. heyecandan okuyamıyım, her kelimesinde duraksıyım falan. hayatın hazinesini bulmuşum gibi. sanki bi mektup almışım gibi falan. bi el atsanız diyorum.
sabahçı olmasına rağmen şu an msnde bi adet kerem var. ya uyuyakaldı ya da dersaneyi unuttu. uyuyakalmış olsa herhalde iki saattir duman dinliyor olamaz. kerem mi yoksa arkadaşı can mı tereddütler içinde olduğum için şey etmiyorum. dürtmüyorum. bunu görünce dürter o beni. görürse. olmadı ben şeyederim. görüşemedik teoman beyle özledik biraz da. öyle.
bi de ben şey istiyorum mesela ya. böyle şu an ki durumumuzla geçmişimizde olanları yadsımayalım istiyorum. karşımızdaki hayatımızda görüp görebileceğimiz en yabancı insana da dönüşse, eskiden onu sevmiş olduğumuzu yalanlamamalıyız bence. çünkü bu insanın kendini kandırması gibi oluyor bence. deseniz ki sen yalanlamıyor musun? yalanlamıyorum kardeşim. ama karşımdaki salağa dönüştüğü için söyleyemiyorum tabiğki. söylesem kıyamet kopucak. aman efendim sen hayatına devam edemedin falan filan bi sürü havalar. tam bir tiksinç insan olucak. hiçbir şeyin farkına varamayan kocamaaan egolu tiksinç bi insan olucak. kalsın.
ama mesela biri vardı. o aynı benim düşündüğüm gibi davranmıştı. bir yıl kadar yüzüne bakmamıştım. hayatlarımızı çok da güzel devam ettirmiştik. geçmişi kritik etmek zorunda kaldığımızda kendini yalan söylemek zorunda hissetmemişti. bana geçmişte beni sevdiğini açık yüreklilikle söylemişti. o zaman insan olarak çok sevmiştim o çocuğu. zaten insanlığını sadece bu yönüyle sevebilmiştim. aferin falan demiştim içimden. çünkü söyledikleriyle şimdiki duyguları arasında bağ olmadığını biliyordum. çünkü bunu şimdiki zamana uyarlamayacağımı biliyordu. bu dürüstlüğü biliyorduk ikimizde. şimdi bunu okusa o da anlar bunu. yani geçmişi.
bana böyle dürüstlüklerle gelin.
30.08.2010
29.08.2010
naked if I want to
kendimi dövesim var fenalardayım teoman bey. baktım saat altı olmuş e hadi uyumıyım bari dedim kendi kendime. uyumıyım da akşama erkenden uykum gelsin. orda burda sızar kalırsam fena tabi. şu 3. sezonu bitirsem hayat bana güzel olucak. sedağ böyle ölmeli vurmalı bişeyler dedi chuck için. töbe.
şu an kadar heycanlıyım ki o kadar olur sevgili bilog. hele saçlarım da küt ya oooh hayat bana güzel yemin ederim. gideyim azıcık ebru şıllığıyla pilates neyim yapıyım. sonra da dışarı çıkıcam. ama napıcağımı sana söyleyemem ısrar etme bilog. ne zamndır kendim için böyle şeyler yapmıyorum.
ya ben hala geceleri koyun çiçeği yedi mi acaba diye endişelenip yıldızlara bakıyorum. ama iyi ediyorum bence.
hadi bays.
şu an kadar heycanlıyım ki o kadar olur sevgili bilog. hele saçlarım da küt ya oooh hayat bana güzel yemin ederim. gideyim azıcık ebru şıllığıyla pilates neyim yapıyım. sonra da dışarı çıkıcam. ama napıcağımı sana söyleyemem ısrar etme bilog. ne zamndır kendim için böyle şeyler yapmıyorum.
ya ben hala geceleri koyun çiçeği yedi mi acaba diye endişelenip yıldızlara bakıyorum. ama iyi ediyorum bence.
hadi bays.
oh mon dieu!
bence her aşk fondüye benziyor. özenle dilimlenmiş çilekler muzlar aklını başından alıyor. büyük bi iştahla yemeğe başlıyorsun, hayattaki en güzel şeyi bulduğuna inanıyosun. ama biraz sonra yediğin onca çikolata hafifçe rahatsız etmeye başlıyor. giderek midenin bulantısı artıyor. fondüyü masada ileriye doğru itiyorsun. hesabı isteyip defolup gidiyosun. bazen yanlışlıkla masaya çarpıp fondüyü kırıyosun döküyosun falan.
yine de hayat güzel ya. martılar felan.
yine de hayat güzel ya. martılar felan.
üç bin milyon beş yüz kere yimin ederim
tuğbanağ söyleyince dank etti. kısa saç insanda bağımlılık yapıyor. üç bin milyon beş yüz kere uzatıcam bu sefer dedim ama olmuyor, dayanamıyorum, sabredemiyorum. komik tarafı; kestirmek istediğimi kendime itiraf edemiyorum, bahaneler üretiyorum. işte arka kısmı simetrik olmamış onu bi düzelttiriyim de düzgün uzasın felan. yalan bebeğim yalan. işte gittim yine kestirdim, küt küt dolaşıyorum ortalıkta. neyse en azından itiraf ettim artık.
25.08.2010
just a perfect day.
mate ile aynı sınıfta olabildiğimi bilmek ve eski sevgilimin yeni bir ilişkisi olduğunu öğrenmek, mükemmel bi güne başlamam için gereken herşey. çılgın bateristimin söylediği gibi;
"ex'ten next olmaz".
ashdghsagfdsjhgfk.
bu çocuk bu işi biliyor.
"ex'ten next olmaz".
ashdghsagfdsjhgfk.
bu çocuk bu işi biliyor.
14.08.2010
bugün hayatımda belki de beş milyon üç yüz yirmi altıncı kez bi filmin içinde olmak istiyorum. dizi de olabilir aslında. ama böyle en güzel soundtracklisinden. dario marianelli yapmış mesela. herşeyin yola gireceğini bilerek üzülürüm olanlara. rüzgar eser saçlarım dalgalanır, iç çekerken sılovmoğşın olur felan. güzel olur bence.
9.08.2010
bugün
"ya şimdi sinir olucam ben orda"
"bak ben selam vermem siz verirseniz konuşursunuz"
"of karnım ağrıdı biraz benim"
"kimle geldi acaba?"
"yok ben çıkamıcam galiba yukarı"
"heyecanlandım."
"of ne saçmalıyorum?"
zamanında canın olan insanla aylar sonra böyle karşılaşırsanız bu şekilde konuşursun kendinle. çünkü siz bişeyi konuşarak bitirmeyi bile beceremeyen insanlarsınız.
"burda bile suçu ortaklaşa paylaşmaya çalışıyosun. bari kendine artık yalan atma. senin şahsi fikrin zaten herşeyi yüzyüze konuşup halletmek. sevgini de, endişeni de, umursamazlığını da mesajlarına yüklemek değil, doğrudan yüzüne söylemek. konuşmayan, konuşamayan, yaşayamayan "o". şunu bi yüksek sesle söyle artık ya. allasen yani."
içimden bangır bangır yükselen vicdanıma teşekkürlerimi borç bilirim.
ya ben anlamıyorum. ben aylar önce ne düşünüp de bitirdim bu işi? işte efenim insanları değiştiremezsin nasılsa öyle kabulleniceksin bıdı bıdı. değişmedi, değişmez de. en azından olduğu gibi davrandı, ben buyum işine gelirse dedi. sen elmayı seviyosun diye elma da seni sevmek zorunda mı? evet zorunda. ama zaten sorun sevmekte değil. öperken, elini tutarken, gülümserken, sevişirken değil ki sorun. konuşurken. hayatı paylaşırken. hayat bu hayat! şaka değil.
"boğulurdum her sağanakta yüzmeyi öğrenmişim sanki bugün.
bir tuzağa kaptırmıştım kendimi ama eminim tanrı var bugün."
he kreş kurtarıcak zaten seni. salaksın ha. küçük salak.
aptalsın da. bi rest bile çekemiyosun. yüzsüz.
kolundan tutup seni onunla olmaya mecbur etmeye bile cesareti olmayanın peşinden git hala.
yüzsüz. sen çok üzülürsün daha. ben sana söyliyim.
salak.
"bak ben selam vermem siz verirseniz konuşursunuz"
"of karnım ağrıdı biraz benim"
"kimle geldi acaba?"
"yok ben çıkamıcam galiba yukarı"
"heyecanlandım."
"of ne saçmalıyorum?"
zamanında canın olan insanla aylar sonra böyle karşılaşırsanız bu şekilde konuşursun kendinle. çünkü siz bişeyi konuşarak bitirmeyi bile beceremeyen insanlarsınız.
"burda bile suçu ortaklaşa paylaşmaya çalışıyosun. bari kendine artık yalan atma. senin şahsi fikrin zaten herşeyi yüzyüze konuşup halletmek. sevgini de, endişeni de, umursamazlığını da mesajlarına yüklemek değil, doğrudan yüzüne söylemek. konuşmayan, konuşamayan, yaşayamayan "o". şunu bi yüksek sesle söyle artık ya. allasen yani."
içimden bangır bangır yükselen vicdanıma teşekkürlerimi borç bilirim.
ya ben anlamıyorum. ben aylar önce ne düşünüp de bitirdim bu işi? işte efenim insanları değiştiremezsin nasılsa öyle kabulleniceksin bıdı bıdı. değişmedi, değişmez de. en azından olduğu gibi davrandı, ben buyum işine gelirse dedi. sen elmayı seviyosun diye elma da seni sevmek zorunda mı? evet zorunda. ama zaten sorun sevmekte değil. öperken, elini tutarken, gülümserken, sevişirken değil ki sorun. konuşurken. hayatı paylaşırken. hayat bu hayat! şaka değil.
"boğulurdum her sağanakta yüzmeyi öğrenmişim sanki bugün.
bir tuzağa kaptırmıştım kendimi ama eminim tanrı var bugün."
he kreş kurtarıcak zaten seni. salaksın ha. küçük salak.
aptalsın da. bi rest bile çekemiyosun. yüzsüz.
kolundan tutup seni onunla olmaya mecbur etmeye bile cesareti olmayanın peşinden git hala.
yüzsüz. sen çok üzülürsün daha. ben sana söyliyim.
salak.
2.08.2010
skin memory
hergün neyin daha zor olduğuna karar veriyorum, ertesi gün fikrimi değiştiriyorum.
iki yıl önceydi. bütün ayrıntılar, sözcükler -söylenilen ya da yutulan-, renkler, istekler, tedbirler yavaş yavaş birleşip büyürken susmak zordu. dilini, elini, kolunu bişey yapmamaya ikna etmek zordu. hükmetmek.
o ya da bu şekilde, bi yerlerde bir patlama oldu, bi kendini tutamamazlık. cemal süreya okudum epey o günlerde.
bir buçuk yıl önceydi. herşey öylesine üstümdeydi ki artık onlar bana hükmediyordu. konuşmak zordu bu sefer de. konuşursam yalan atacaktım çünkü. attım. bi sürü. bazen o kadar komik oldum ki kendi halime güldüm.
bir yıl önceydi. susmanın, saklambaç oynamanın insana hiçbir şey getirmediğine karar verdim. bütün bildiklerimi söyledim. hiç çekinmeden, korkmadan. sonra bir yıldan az bir süre geçti ki yine kendi halime gülerken buldum kendimi. ne kadar esirgersen duymak isterlermiş sözlerini. ancak o zaman boşa harcamazmışsın cümlelerini. yormazmışsın hayatını.
kısır döngüymüş meğer bunların hepsi. yeniden hiçbirşey yapmamanın zorluğunu yaşadım.
son kararım -yani bugünlük kararım- : en zoru en çok istediğine "hayır" demek.
yarın ki kararım yukarıdaki döngüden çıkarabilirsiniz. benim canım istemiyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

