Geçen yıl, şimdi bunları yazmak için oturduğum masaya, başımı çevirip gökyüzünü görmeye çalıştığım bu pencereye, karşımda duran bu kitaplara aklımdan taşan neler çarpıyordu da kırılıyordu. Saatlerini marjinallik peşinde süründüren bir bünyeye hayran ben, şimdi bu odada beklentilerinden arınmış halde oturuyorum. Hangisinin peşinden sürüklenmenin, yalnızca sana ait olan kapıdaki bekçiyi kandırabileceğini bilemezsin. Karşındaki insan senin ağzından çıkan her sözü ezberlemez. Ancak sen yaparsın onu zamanın birinde ve daha sonra her yerde bunu ararsın. Kaçarken ararsın. İşin nereye varacağını bildiğinden, kendini durdurmaya çalışır da ararsın. Aradığından utanırsın. O masaya oturur, başını çevirip o pencereden aynı gökyüzüne bakar, yüksek sesle konuşmazsın. Konuşursan onlar, kitaplara çarpar kırılır. Konuşursan, her yer maviyle kırmızı olur. Konuşursan kıvırcık saçların yok olur, karşısına geçip izleyeceğin resmin boyaları akar. Ama yazarsın. Eskiden yazabildiğin gibi, çekinmeden, bitmek bilmeyen bir istekle yazarsın.
geçmişi çok kurcalamamak gerek.