10.09.2010

Hep söylerdim

Hayatım bir yere doğru hızla akıyor ve ben bunu durduramıyorum. Günün bu saatlerinde kendime karşı yükselen bi öfkeyle yatağımda doğruluyorum ve kendi kendimi tedavi etmeye çalışıyorum. O hastalıklı halimin aforizmalarını bi doktor edasıyla yüzüme vurup çözümler üretmeye kalkıyorum. Hastayı ve doktoru aynı bedende, farklı mimiklerle oynuyorum.

Günün/gecenin bu saatlerinde henüz dalamadığım uykumdan insanların birbirini dikizlemekten aldığı zevkten iğrenerek uyanıyorum. Onca feysbuk canavarının zamanı geldiğinde into the wild ve türevi filmlerle gaza gelişlerini, yine feysbuk statülerinde ya da tivitlerinde halka beyan etmelerindeki ironiyi düşünüyorum. Sonra da diyorim ki; kendi ironilerinden nefret ettiğinin farkındasın. Bunları buraya yazmanı, bunları buraya yazarak eleştiriyorsun. Hadi tamam düzenli bi deftere yazılar yazmayı beceremiyorsun, burası senin için bir kolaylık. En azından "kızlarla disko disko!!" yazmadığın ama girip de ne olup bittiğine baktığın bi tivitır hesabın var. Buna ne diyceksiniz küçük hanım?

Çağa ayak uydurmak, insanlara karşı yüksek bi potansiyele sahip yabaniliğimi bi kenara bırakmak, arkadaşlarımla iletişimde olmak falan. Bünye kanmıyor artık tüm bunlara. Doğru olabilirler ama bünye nefret etmeye, yadırgamaya, reddetmeye aç. İstekli.

Ayrıca insanlara katlanabilmenin, aralarında boğulmamanın yolu da bu değil. Çocuklardan da nefret ediyorum yalan mı? Şu çalması gerektiği halde şafılda çıkmayan şarkıya da en güzel küfürlerimden bir buket yolluyorum. Ağzına sıçıyım uykusuzluk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder