27.10.2010

imagine there's no country

ben bugün düşünmekten iki kilo iki yüz gram verdim. ha bi sonuca ulaşabildin mi desen, ulaşamadım.

ama şimdi soruyorum. bizi mutsuz eden bilinçliliğimiz değil mi? eğer bilinçsiz bi insan olsam derdi geçim sıkıntısı, öss, sevgili ilişkisi vb. olan bi insan olurum ama mutlu en azından huzurlu ölürüm. peki hayattaki sorunların, açlığın, savaşın, köleliğin, zorbalığın farkında, bilincinde olarak yaşamanın ve aynı zamanda mutlu olabilmenin yolu ne? madem hayatta bunlar var ben neden kendimi amelie izleyerek kandırıyorum? ya da neden küçük prens'in cemal süreya çevirisini bulmak benim için bu kadar önemli oluyor?

bütün bunları benden üstün bilir-bilinçli kişiye anlatsam, bana bütün bunların bilincinde olmamın, beni sorumluluklarının bilincinde, daha adaletli, daha vicdanlı ve daha iyi bi insan yaptığını söyler. ama sonra? benim daha vicdanlı, adaletli ya da iyi olmam neyi değiştiricek? açlık mı bitecek ya da savaş mı duracak? evet bana bilinçli bi neslin gelişmesinden bahsedebilirsiniz belki ama nerde o nesil? ben inanmıyorum buna. benim neslim bilinçli yetişmiyor. dahası benden sonraki nesil çok daha bilinçsiz.

"eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsan kitlesel bi ayaklanma yaratmalısın" dedi bana. "bu da, dünya toprakları ülkelere bölündüğü sürece imkansız" dedi. ne yani "imagine" mı o zaman? dünya vatandaşlığı konusuna hiç girmek istemiyorum.

bi başkası da dedi ki; "bütün bunların bilincindeyken mutlu yaşamanın tek yolu sanattır." işte o zaman güldüm halimize. yetişkinlerin haline. her kötülüğün farkında, ama değiştiremeyeceğinin, daha iyi bir düzen kuramayacağının da bilincinde olarak, hergün işe gidip gelip, mutluymuş gibi davranarak yaşayıp gidiyor. ya da muhteşem bi sanat eseri koyuyor ortaya. ama bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bilerek. gözleri bağlı gibi. boşuna çırpınıyor gibi.

tekrar söylüyorum ki, benim bir çözüm yolum yok. sadece düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder