12.10.2010

2 ekim 2010

sevgili küçük prens,

şimdi nerede olduğunu bilmiyorum. ince bir yılanın narin bedenine bıraktığı zehirle, beni ve aramızda bir bağ bulunduğuna inandığım birçok insanı bu sivri gezegende bırakıp gittin.

bu sonu her düşündüğümde, eski deniz kabuklarına üzülmenim ne kadar saçma olacağını düşünerek avutuyorum kendimi. sayende gülen yıldızlarım, ne halde olduklarını merak ettiğim bir çiçeğim ve koyunum var. artık insanların beni evcilleştirilmesine izin vermek istiyorum. çünkü birbirimiz için eşsiz olmanın en gerçek yolu bu. seni kimsenin tanımadığı bir yönden tanımak için bütün çabam. özellikle seni somutlaştırmaya, bir bedene hapsetmeye uğraşan büyükler varken bunu yapmak çok zor. sen, bir bedene sığması mümkün olmayan bir düşüncesin. aradığım, inanmak istediğim, özlediğim şeyin beden bulması, koşması, acıkması mümkün değil. Antoine'ın dilinden dinliyorum seni. bir sesin yok. bedenini burada bırakmış küçük bir çocuksun sadece.

bana, davranışların arkasında yatanı görmeyi, sözlere değil yapılanlara bakmam gerektiğini öğrettin. seninle eminim ki; insanı mutlu eden şey evcilleştirilmek. birgün, gönlümüzce yürüdüğümüz bir su kaynağının başında buluşmak üzere.

1 yorum:

  1. Kalıplara sığdırmak istedim önce, sonra onlar da istedi, sonra onlar başardı, sonra ben kalıba doldum - kalıba sığdım - kalıp oldum.

    Kalıbın şeklini seçmenin, kendi istediğim şekle girmek için yeterli olacağını sanıyor idim, bakınız, kelimelerim bile kanadı körelmiş vaziyetteler.

    YanıtlaSil